21.01.2011

21 Ocak 2011 11:44, Cuma
Konu:
bugün cumaaaa…!

Merhaba,
Herkese keyifli, neşeli ve sağlıklı bir haftasonu diliyorum.

Çağdaş bir dünyada, biz insanlar, gönüllü kuruluşlar ve devlet olarak elele verip öncelikle, ÖNLENEBİLİR HASTALIKLARIN yok edilerek insanların daha sağlıklı bir yaşama kavuşmaları için çaba göstermeliyiz.

Cüzzam, tanısı kolay, tedavisi kesin, erken tanı konduğunda önlenebilir, çağdışı bir hastalıktır.

Dünyanın geri kalmış ülkelerinde, açlık, yoksulluk, yaşam ve temizlik koşullarının kötülüğü, sağlık hizmetlerinden yeterince yararlanamama, iyi beslenememe, aşırı üreme, iç savaşlar, sürekli göçler gibi nedenlerle kökü kazınamamaktadır.

Bu nedenle, her yıl Ocak ayının son haftası Cüzzam haftası ve her son pazarı Dünya Cüzzam Günü olarak değerlendirilir. (Bu yıl önümüzdeki Pazartesi Cüzzam Haftası başlıyor 30 Ocak Pazar günü Dünya Cüzzam Günü)

Ülkemizde, Cumhuriyetle birlikte tutulan kayıtlara göre onbin civarında hastamız olmuş, 1960’larda Ankara Üniversitesi’den Doç. Dr. Etem Utku‘nun önderliğinde ülke çapında tarama çalışmaları başlatılmıştır. Etem Utku, Van’da bir tarama sırasında geçirdiği kazada yaşamını yitirmiş, ardılları bu çabayı sürdürmüşlerdir.

Cüzzam, günümüzde, ne yazık ki, hakkındaki bilgisizliğin sürmesi nedeniyle, hala korkulan ve insanları korkutmak – ürkütmek için kullanılan bir simge olmaya devam etmektedir. Bilinen eski ve sakat hastalar, hiç kimseye bir zararları olmadığı halde, damgalanmaktan (stigma) kurtulamamakta, çoğu kez anlayışsızlıkla karşılanıp dışlanabilmektedirler.

1876’da Norveçli bilim adamı Armauer Hansen tarafından keşfedilen cüzzam mikrobu öncelikle, deri ve siniri tutarak belirtilerini gösteren kronik seyirli bir enfeksiyon hastalığıdır. Cüzzam hastalığında yüzeyel duyu kaybolur. Başka bir deyişle cüzzamlı duymaz, hissetmez. Ama cüzzam pek çok ülkede “acı”larla dolu bir hastalıktır. Bu acıları yaratanlar ise cüzzamlının en yakınındakilerden başlamak üzere toplumu oluşturan bireylerdir.

Toplum cüzzamlıları dışlar. Cüzzamlılardan kaçar. En hafif ve en sık rastlanan tepki ise onları görmemek yani yok saymaktır.

LEPRA hastaları daha çok kırsal kesimdeki yoksul hastalardır. Sağlık hizmetlerinden yeterince yararlanamamış bir kesimde yoğunlaşmaktadırlar. Genellikle çok çocuklu ailelerde yaygındır. Tek odada yaşayan, aynı kaptan yiyen, yetersiz ve tek tip beslenen, direnci düşük ailelerde enfeksiyon daha çabuk yayılır. Aile içinde uzun süre yakın temasta bulunulduğunda, hastalık, direnci düşük doğmuş küçük çocuklara geçiyor. Lepralı, tedavisini sürdürmüyorsa, sürekli öksürüp hapşırıyorsa başkasına bulaştırma olasılığı var; verem gibi. BCG verem aşısı, yüzde 60 düzeyinde lepra mikrobundan da kişiyi koruyor. Genetik yatkınlık da lepra hastalığının ortaya çıkmasında önemli bir faktör.

Cüzamla mücadele, bir çok yerde cüzzamlıyla mücadele biçimine dönüşmüştür.

Kaynaklar: 50. DÜNYA CÜZZAM GÜNÜ MESAJI, 2003 Prof. Dr. Türkan Saylan
İstanbul Lepra, Deri Ve Zührevi Hastalıkları Hastanesi sitesi

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s