15.02.2008

15 Şubat 2008 12:00, Cuma
Konu:
bugün cumaaa..!

Merhaba,
Herkese keyifli ve neşeli bir haftasonu diliyorum,

KALBİN ORUCU

Bir Çin Hikayesi

Konfüçyüs’ün gözde öğrencisi Yen Hui, üstadından izin almaya gelmişti.
“Nereye gidiyorsun?” diye sordu Konfüçyus.
“Wei’ye gidiyorum.”
“Peki niçin?”

“Duydum ki, Wei Prensi kanı bozuk bir arkadaşmış ve tamamen kendi isteklerini düşünüyormuş. Halkıyla hiç ilgilenmiyor ve kendisinde herhangi bir hata görmeyi de reddediyormuş. Tebasının sağda solda ölüyor olmasını ise hiç umursamıyormuş. Ülkenin dört bir yanında, cesetler, tarladaki kuru otlar gibi, uzanmış yatıyor. İnsanlar ümitsiz. Ama üstat, bir keresinde sen, bir kimsenin iyi yönetilen bir eyaleti terk etmesi ve düzensizlik içinde olana gitmesi gerektiğini, söylemiştin. Senden öğrendiklerimi uygulayıp uygulayamayacağımı ve oradaki şartlarda biraz gelişme sağlayıp sağlayamayacağını görmek için bu fırsatı kullanmak istiyorum.”

“Ne yazık ki,” dedi Konfüçyus,

“sen ne yaptığının farkında değilsin. Başına felaket getireceksin. Tao’nun senin şevkine hiç ihtiyacı yok ve yanlış yönlendirilmiş çabalarınla sadece enerjini israf edeceksin. Enerjini israf edince kafan karışacak ve sonra endişeleneceksin. Bir kez endişelendin mi de, kendine bile hayrın olmayacak. Geçmişin bilgeleri Tao’yu ilk önce kendi içlerinde ararlardı, sonra da bildikleri şekliyle Tao’ya uyan bir şeyin var olup olmadığını görmek için bakınırlardı. Ama eğer sen Tao’ya kendin sahip değilsen, o zaman namussuz politikacıları doğru yola getirmek için zamanını neden harcıyorsun ki?… Bununla birlikte, başaracağını ümit etmek için bir nedenin olmalı. Bunu nasıl halletmeyi düşünmüştün?”

Yen Hui cevapladı:
“Kendimi mütevazı, ilgisiz bir adam olarak, sadece doğru olanı yapmak dışında başka hiç bir şeyle ilgilenmeyen biri olarak sunmaya niyetliyim: tamamen basit ve dürüst bir yaklaşım. Bu, onun güvenini kazanır mı?”

“Kesinlikle hayır,” diye cevapladı Konfüçyus,

“bu adam sadece kendisinin haklı olduğuna ikna olmuş bir kere. Prens, dışsal olarak tarafsız bir adalet standartıyla ilgileniyormuş gibi yapabilir ama onun bu ifadesine kanmayasın. O, herhangi birinin karşı çıkmasına alışık değildir. Onun, kendini haklı olduğuna ikna etme tarzı, diğer insanları ayaklar altına almaktır. Eğer o bunu alelade insanlara yapıyorsa, yüksek vasıflara sahip olduğunu iddia ederek bir tehdit oluşturan birine haydi haydi yapacaktır. O inatla kendi tarzına yapışacaktır. O, senin neyin doğru olduğu hakkındaki konuşmanla ilgilenmiş gibi yapabilir ama içsel olarak seni duymayacaktır ve onda hiç bir değişiklik olmayacaktır. Bu yaklaşımla hiç bir yere varamazsın.”

Bunun üzerine Yen Hui düşündü ve şöyle dedi:

“Pekala. Doğrudan ona karşı koymak yerine, kendi standartlarını içsel olarak koruyacağım ama dışsal olarak onunkileri kabul eder gibi görünüceğim. Geleneğin otoritesine ve geçmişin örneklerine başvuracağım. İçsel olarak uzlaşmayan kişi de, herhangi bir kanun yapıcı kadar göğün oğludur. Kendi öğretilerimden herhangi birine güvenmeyeceğim ve sonuç olarak, onaylanmak veya onaylanmamakla ilgili hiç bir kaygım olmayacak. Sonunda, mükemmel şekilde ilgisiz ve samimi biri olarak tanınacağım. Onlar samimiyetime inanacak ve böylece onların arasında yukarısının bir aracı olacağım. Bu yolla, diğer adamların yaptığı gibi Prense itaat ederek, başımı eğip selamlayıp, diz çökerek, bir hizmetkarın yapması gerektiği gibi secde ederek, suçlanma olmadan kabul göreceğim. Sonra, diğerleri bana itimat edecek ve sadece kendimi faydalı hale getirmeyi ve hepsinin iyiliği için çalışmayı arzuladığımı görerek, sonunda beni kullanacaklar. Böylece onlara araç olacağım. Bu sırada, söyleyeceklerimi hep kadim geleneğin terimleriyle ifade edeceğim. Kadim azizlerin kutsal gelenekleriyle çalışıyor olacağım. Söyleyeceklerim, Prens’in idaresine yöneltilmiş bir kınama olabilmesine rağmen, bunu söyleyen ben değil de geleneğin kendisi olacak. Bu yolla, mükemmelen dürüst olacağım ama saldırganlık yapmayacağım. Böylece geleneğin bir aleti olacağım. Bu, sizce doğru bir yaklaşım mıdır?”

“Kesinlikle hayır,” dedi Konfüçyus.

“Prensi tanımadığın ve onun karakterini gözlemlemediğin halde, bir çok farklı hareket planına sahipsin! En iyi olasılıkla, bunu atlatabilir ve kelleni kurtarabilirsin ama hiç bir şeyi değiştiremezsin. O senin sözlerini yüzeysel biçimde onaylayabilir ama bu sözler onun yüreğinde gerçek bir değişim yaratmayacaktır.”

Yen Hui sordu: “Şey, bu benim sunabileceğimin en iyisi. Üstat, siz bana ne önerirsiniz?”

“Oruç tutmalısın,” dedi Konfüçyus.
“Oruç tutmakla neyi kast ettiğimi biliyor musun? Hiç kolay değildir. Ama zaten kolay şeyler, Tanrı’dan gelmez.”

“Oh,” dedi Yen Hui, “Oruç tutmaya alışığım! Evde fakirdik. Aylarca şarap veya pirinç olmadan idare ederdik. Bu oruç tutmaktır, öyle değil mi?”

“Şey, doğrusu buna ancak “oruç vazifesini yerine getirmek’ diyebilirsin,” dedi Konfüçyus, “ama bu, kalbin orucu değildir.”

“Söyle bana,” dedi Yen Hui, “kalbin orucu nedir?”

Konfüçyus cevapladı:

“Oruç tutmanın amacı içsel birliktir. Bu duymak demektir ama kulakla değil; ruhunla, bütün varlığınla duymaktır. Sadece kulaklarınla duymak bir şeydir. Anlayışın duyuşu ise başka bir şey. Ama ruhun duyuşu sadece bir melekeyle, kulakla veya zihinle sınırlı değildir. Dolayısıyla bu, bütün melekelerin boşluğunu talep eder. Melekeler ne zaman boşsa, o zaman bütün varlık dinler ve tam önünde duran ama kulakla asla duyulamayanı veya zihinle asla anlaşılamaz olanı doğrudan idrak edebilmek mümkün olur. Kalbin orucu melekeleri boşaltır ve seni, sınırlamadan ve zihin meşguliyetinden kurtarır. Kalbin orucu birlik ve özgürlüğü doğurur.”

“Anlıyorum,” dedi Yen Hui.
“Yolumda duran şey, benim kendime ait farkındalığımdı. Eğer bu kalp orucuna başlayabilirsem, kendime ait farkındalığım yok olacaktır. O zaman sınırlamadan ve zihin meşguliyetinden kurtulacağım! Anlattığın bu mu?”

“Evet, budur!” dedi Konfüçyus.

“Eğer bunu yapabilirsen, insanların arasına, onların dünyalarını altüst etmeden girebileceksin. Onların kendileriyle ilgili ideal fikirleriyle çatışmaya girmeyeceksin. Eğer dinlerlerse, onlara bir şarkı söyle. Eğer dinlemezlerse, sessiz kal. Onların kapılarını kırmaya çalışma. Onların üzerinde yeni ilaçlar deneme. Sadece onların arasında ol çünkü senin için, orada onlardan biri olmak dışında yapacak hiç bir şey yoktur. Ancak, o zaman başarılı olabilirsin!

Sakin kalmak ve hiç iz bırakmamak kolaydır ama yere dokunmadan yürümek zordur. Eğer beşeri metotları takip edersen, aldanmayı da peşine takarsın.. Tao’nun yolunda ise, hiç bir aldanma mümkün değildir.”

Bir kişinin kanatlarla uçabileceğini bilirsin; sen henüz kanatsız uçmayı öğrenmedin. Bilenlerin bilgeliği ile tanışıksın ama bilmeyenlerin bilgeliğini henüz öğrenmedin.”

Şu pencereye bak; duvardaki bir delikten başka bir şey değil ama onun sayesinde bütün oda ışıkla dolu. İşte, melekeler de ne zaman boşsa, kalp ışıkla dolar. Işıkla dolu olan, diğerlerinin onun vasıtasıyla gizlice dönüştürüldüğü bir tesir haline gelir.”

Kaynak : Thomas Merton’un The Way of Chuang Tzu adlı eserinden çev.: Burak Erker

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s