11.04.2008

11 Nisan 2008 13:39, Cuma
Konu:
bugün cumaaa…!

Merhaba,
Herkese keyifli ve neşeli bir haftasonu diliyorum,

Her şey yirmi beş yıl önce başladı. Bangladeş’te bir üniversitede ekonomi dersi veriyordum. Ülke bir kıtlığın ortasındaydı. Kendimi çok kötü hissediyordum. ABD’de doktorasını yeni tamamlamış bir doktorun bütün şevkiyle üniversitedeki derslikte zarif ekonomi kuramları öğretiyordum. Ama derslikten çıkıp dışarıda dolaştığımda çevremde iskelete dönmüş, ölmeyi bekleyen insanlar görüyordum.

Ne öğrendiysem, ne öğretiyorsam, hepsinin insan yaşamı için hiç anlamı olmayan hayal ürünü hikayeler olduğunu düşünüyordum. Bu yüzden üniversite yerleşkesinin hemen yanındaki köydeki insanların nasıl yaşadığını öğrenmek için, çalışmaya başladım. Tek bir kişi için bile olsa, ölümü geciktirmek ya da durdurmak için bir insan olarak yapabileceğim herhangi bir şey olup olmadığını öğrenmek istiyordum. Her şeyi yukarıdan, gökyüzünden görmenizi sağlayan o kuş bakışı dünya görüşünü bir yana bıraktım. Tam önünüzde olanları bulmaya çalışarak bir solucan-bakışı dünya görüşü benimsedim: “Önündekini kokla, ona dokun, ne yapabileceğine bak!”

Özel bir olay beni yeni bir yöne götürdü. Bambu tabureler yapan bir kadınla karşılaştım. Uzun bir konuşmadan sonra, her gün ancak iki sent kazandığını öğrendim. Bir insanın bu kadar sıkı çalışıp bambudan böyle güzel tabureler yapabileceğine, yine de bu kadar az kar edeceğine inanamadım. Kadın bana tabure yapmak için bambu alacak parası olmadığından tüccardan borç almak zorunda kaldığını anlattı-üstelik bu tüccar bütün ürünü sadece kendisine, kendi belirlediği fiyata satmak şartıyla kadından mal alıyordu.

İşte iki sentin açıklaması. Neredeyse o adama bağlı bir işçiydi. Peki bambu kaça mal oluyordu? Kadın, “Yaklaşık yirmi sent, çok güzel bir şey yapmak içinse yirmi beş sent” dedi. “insanlar yirmi sent için acı çekiyor ve bu konuda kimsenin yapabileceği bir şey yok” diye düşündüm. Ona yirmi sent versem mi diye düşünüp taşınırken aklıma başka bir fikir geldi-böyle bir paraya ihtiyacı olan insanların listesini yapalım bakalım. Öğrencilerimden birini yanıma aldım, birkaç gün köyde dolaştık ve sonuçta kırk iki kişiden oluşan bir liste yaptık. İhtiyaç duydukları toplam miktarı çıkardığımda, hayatımın en büyük şokunu yaşadım: Toplam yirmi yedi dolar! Sıkı çalışan, becerikli kırk iki kişiye yirmi yedi dolar bile temin edemeyecek bir toplumun parçası olmaktan utanç duydum. Bu utançtan kurtulmak için, cebimden para çıkarıp öğrencime vererek; “Bu parayı al, konuştuğumuz kırk iki kişiye dağıt ve onlara borç verdiğimizi, ne zaman paraları olursa geri ödeyebileceklerini söyle. Bu arada, iyi bir fiyat bulur bulmaz, yaptıklarını satabileceklerini de söyle” dedim.

Parayı aldıktan sonra çok heyecanlandılar. Bu heyecanı görmek beni “Şimdi ne yapmalıyım?” diye düşündürdü. Üniversite yerleşkesinde bulunan banka şubesi aklıma geldi. Müdüre gidip ona köyde tanıştığım yoksul insanlara borç para vermesini önerdim. Ağzı açık kaldı! “Siz delisiniz” dedi, “Bu imkansız. Yoksul insanlara nasıl borç verebiliriz? Onlar kredi vermeye uygun kişiler değil.” Ona neredeyse yalvardım ve “En azından bir deneyip görün-bu yalnızca küçük bir miktar” dedim. “Hayır” diye karşılık verdi, “kurallarımız buna izin vermez. Maddi teminat gösteremezler, hem bu kadar küçük kredi vermeye değmez.” Bana Bangladeş’teki banka hiyerarşisinde daha yüksek konumdaki görevlileri görmemi önerdi. Onun tavsiyesini dinleyerek bankacılık sektöründeki önemli kişilere gittim. Herkes aynı şeyi söyledi. Birkaç günlük koşuşturmanın ardından en sonunda kendimi kefil gösterdim. “Bu borca kefil olacağım, neyi imzalamamı istiyorlarsa imzalayacağım, o zaman bana bu parayı verebilirler, ben de onu istediğim insanlara dağıtabilirim.”

İşte böyle başladı. Parayı alan yoksulların onu asla geri ödemeyeceği konusunda beni tekrar tekrar uyardılar. “Şansımı deneyeceğim” dedim. İşin şaşırtıcı yanı, her sentini geri ödediler. Çok heyecanlandım ve müdüre gidip “Bak, geri ödediler, hiçbir sorun yok” dedim. Müdürse şöyle karşılık verdi: “Yo, hayır, sadece seni aldatıyorlar. Çok geçmeden daha fazla para isteyecekler ve bir daha geri ödemeyecekler.” Evet, ben onlara daha fazla para verdim, onlar da bana geri ödediler. Bunu müdüre anlattım, ama o: “Eh, bunu bir köyde yapabilirsin, ama iki köyde yapacak olursan, işe yaramayacaktır” dedi. Hiç zaman geçirmeden aynı şeyi iki köyde yaptım-işe de yaradı.

Böylece bu iş benimle müdür ve onun en yüksek mevkideki meslektaşları arasında bir tür meydan okumaya dönüştü. Daha büyük bir sayı, muhtemelen beş köyün, bana dediklerini göstereceğini söyleyip durdular. Ben de bu işi beş köyde yaptım, ama tek görünen herkesin borcunu ödediği oldu. Yine de vazgeçmediler. “On köy” dediler, “Elli köy. Yüz köy.” Bu iş onlarla benim aramda bir tür yarışma halini aldı. İnkar edemeyecekleri sonuçlarla karşılarına çıkıyordum, çünkü geri verdiğim onların parasıydı, ama yoksul insanların güvenilir olmadığına inanmak üzere eğitildikleri için bunu kabul etmeyeceklerdi. Şansıma, ben öyle eğitilmemiştim, o yüzden de her şeyin göründüğü gibi olduğuna inanabiliyordum. Ne var ki, sahip oldukları bilgi, bankacıların zihinlerini kapatmış, gözlerini kör etmişti.

En sonunda, ‘Ne diye onları ikna etmeye çalışıyorum ki,’ diye düşündüm. Yoksul insanların borç alıp geri ödeyebileceğine bütünüyle ikna olmuştum. Niçin biz ayrı bir banka kurmuyorduk? Bu beni heyecanlandırdı, ben de teklifimi kağıda aktarıp bir banka kurma izin almak için hükümete gittim. Hükümeti ikna etmek iki yılımı aldı. 2 Ekim 1983’te banka olmuştuk-resmi, bağımsız bir banka. Hepimizi heyecanlandıran bir şey vardı: Madem kendi bankamız var, öyleyse istediğimiz gibi genişleyebiliriz. Gerçekten de genişledik.

Grameen Bank bugün 1.267 şubesi ve 12.000’den fazla personeli ile Bangladeş’te 46.000’i aşkın köyde çalışıyor. Ortalama 200 dolardan az, 12 ile 15 dolarlık borçlarla toplam 4,5 milyar dolardan fazla borç vermişler. Her yıl aşağı yukarı yarım milyar dolar kredi veriyorlar.

Muhammad Yunus, tam da insani ihtiyacı hisseden ve o ihtiyacı karşılamak için yetenek ve tutkusunu kullanarak vicdanına göre tepki veren insanlara bir örnek.

2006 Nobel Barış Ödülü, Norveç’in Başkenti Oslo’da Düzenlenen Bir Törenle, 66 Yaşındaki Bangladeşli Muhammed Yunus’a ve Kurduğu Grameen Bankası’na Verildi.

Çok azımız büyük işler yapabilir, ama hepimiz küçük şeyleri büyük bir sevgiyle yapabiliriz.

RAHİBE TERESA

Yazar John Gardner şöyle der:

“Pek çok hasta kurum kendi kusurlarına yönelik işlevsel bir körlük geliştirmiştir. Acı çekmemeleri, sorunlarını çözdüklerinden değil, göremediklerindendir.”

Einstein da bunu şu şekilde dile getiriyor:

“Karşılaştığımız önemli sorunlar, onları yarattığımızda içinde bulunduğumuz düşünce düzeyinde çözülemezler.”

Bir ormanda yol ikiye ayrıldı, ve ben…Ben, az seçilenden gittim, İşte bu yüzden farklı her şey.

ROBERT FROST

Bir gemi doğuya, öteki batıya yelken açar. Esen aynı rüzgarla fırtınanın değil, yelkenlerin yönüdür yolumuzu belirleyen. Yazgının yolu, denizin yeline benzer.
Yaşam yolculuğunda; arzuların iradesi belirler hedefleri, dinginlik ya da kavga değil.

ELLA
WHEELER WILCOX

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s