Beyaz Bir Düş


Nathalie Stoyanof

Epsilon Yayıncılık
Basım Tarihi: 2005-5

197 sayfa
Dili: Türkçe
Barkod: 9789753316583

Ödünç aldığım Kütüphane: Atatürk Kitaplığı

Çok eskilerden, Balkan Savaşı yıllarında ailenin henüz Makedonya’da olduğu bir dönemden başlayıp, Beyaz Fırın’a gelinceye kadar geçen yılların anlatıldığı bir kitap. Türkiye’de bir ailenin yaşadıklarının, ailenin 5. neslinin ağzından yazıya dökülmesi kabul etmeliyiz ki pek sık raslayabileceğimiz bir olay değil. Nathalie Stoyanof’ın anlattıklarına dayanarak Şengün Kılıç’ın yayına hazırladığı kitap 2005 yılında Epsilon yayıncılıktan çıkmış. Kitapta Stoyanof ailesi ve fırın merkezinde, bu yıllar boyunca İstanbul sosyal hayatı ile dönemin önemli politik ve toplumsal olaylarına da değiniliyor.

Ailenin beş nesil önce nasıl olup da Makedonya’dan İstanbul’a göç ettikleriyle başlayan Beyaz Bir Düş‘te aile içi ilişkilere geniş yer verilmiş. Benim için aile yapısındaki hiyerarşik düzen, büyüklerin sözünün dışına çıkılamaması ve bunun bir kaç nesilde devam ettiğini görmek (zaman içinde bu kararların sonuçlarını da görebildiğimiz için) ilginçti. Yıllar boyu yüksek sesle dile getirilmeyen çekişmelere neden olan fırın-pastane ayrımı benzeri ufak tefek anlaşmazlıklar yaşansa da pek çok anlaşmazlık, gelenekler ve büyüklere saygı çerçevesinde tatlıya bağlanıyor. Kitapta 1960’lara kadar devam ettirdikleri gelenekleri okurken İstanbul’un elli yıl önce kültürel ve sosyal olarak çok daha zengin ve renkli olduğunu görmek çok üzücüydü.

Ünlü açma bir gecede nasıl patatesli sarma oldu?
1920’lede Balat nasıl bir yerdi?
Kadıköy’de günlük hayat nasıl geçerdi?
Beyaz Fırın’ın logo rengi turuncuyu kim seçti?
8-9 Eylül olaylarında Kadıköy’de neler yaşandı?
Poğaça’nın adının dolma olduğu dönemde sütlü nuriye’nin ortaya çıkması basit bir tesadüf mü? gibi soruların yanıtları kitapta yer alıyor.

Ailenin defalarca Türk vatandaşlığına geçme çabası ve başarısızlıkla sonuçlanan başvurular, ağırlıklı olarak Kadıköy, çarşı içi, esnafın gündelik hayatı, aile içi gelin-kaynana sürtüşmeleri, Taşdelen piknikleri, kutlanan karnavallar, geleneksel kutlamalar, sonlara doğru George’un Amerika’da açtığı restoran keyifle okuduğum kısımların başında geliyor. Öte yandan Mitko’nun Yahudi iş adamı Brodenstain’in yanında birkaç ay çalıştığı o kısacık dönemde esnaflıkla ilgili öğrendikleri ise hepimize ders olacak nitelikte.

Pastanedeki ustabaşılarla ilişkiler ise başlı başına o dönemdeki yönetim ve iş hayatına ışık tutan olayları içeriyor. Önlüğünde tek bir leke olmadan günü bitiren Murat Usta (Kulaçatan), İsmail Olgun, Kemal Arıca, pasta şakalarıyla ünlü Numen Usta, Hıdır Usta, Hüsnü Usta… Herbirinin ayrı hikayeleri var. Kemal Usta ile George ve Hıdır Usta ile Mitko arasındaki ilişkiler ise, o zamanlar adı konmamış olsa da bence iyi birer kurumsal yöneticilik örnekleri. İşi sahiplenme, iş ahlakı ve profesyonellik anlamında profesyonel yöneticinin(Hıdır Usta) yetki sınırını ihlal eden, sınırı aşan kişiye patron(Mitko) da olsa gerekli uyarıyı yapması beni çok etkiledi. Bence ustaların tüm kararları işin, fırının uzun vadeli çıkarını gözetecek şekilde alması, zaman zaman bazı kararları patronla fikir ayrılığına neden olsa ve kaçınılmaz tartışmalara yol açsa da bu tavırdan zerrece ödün vermemeleri, Beyaz Fırın’ı rakiplerinden sıyrılarak ileriye götüren en önemli iki unsurlardan biri. İkinci unsur ise, elbette bu eleştiri ve tartışma ortamının yaratılması ve sürdürülmesi için patronların mutlak destek vermesi. Ustalara iş için gerekli ve önemli gördüklerini dile getirecek ve yapacak özgürlükleri ve yetkileri tanıyan, Mitko’nun deyimiyle kısaca ustaların patrona “ültimatom verebildiği” bu bakış açısını, özellikle de aile içindeki hiyerarşi dikkate alındığında, aile içinde mevcut olmayan özgürlüğün profesyonel yöneticilere tanınması nedeniyle takdir etmek gerekiyor. Kemal Usta ve George ikilisinin bitmek bilmez küsme-barışma seramonileri de kitaba renk veren, keyifle, çoğu zaman gülümseyerek okuduğum kısımlardan oldu. Yönetim 2000 yılında 5.kuşakta ilk defa bir kadına teslim ediliyor. Nathalie hem pastacılık eğitimi almış hem de işletme okumuş biri olarak ilk başlarda biraz zorlandığını belirtse de Mitko’nun desteğiyle hedeflerini birer birer gerçekleştirerek Beyaz Fırın’ın kurumsal kimliğini oluşturuyor. Bu kitap da bu kurumsal kimliğin parçalarından biri.

Ufak bir uyarı : Kitabın içinde bölümler arasına serpiştirilmiş pasta tarifleri de var. Okurken bir anda karşılaştığınız tarifler, bir fincan kahve ya da çayın yanında olsa da yesem dedirtecek türden. Ben ancak kitap bitinceye kadar dayanabildim, kitap biter bitmez bir koşu cheesecake tarifindeki malzemeleri alıp mutfağa girdim. Asya yakasındakiler arzu ederlerse, tam da bu bölüm aralarından birinde bir telefonla istedikleri pastayı sipariş edip o gelinceye kadar çay-kahvelerini hazırlayıp okumaya kaldıkları yerden, Beyaz Fırın’dan bir pasta eşliğinde devam edebilirler.

Kitabın arka kapağındaki yazı

Edebi olmasa da samimi bir dili olan kitabı Atatürk Kitaplığından ödünç alarak okudum. İnternet sitelerinde yaptığım aramada görebildiğim kadarıyla, basan yayınevi Epsilon’da, idefix’de ya da Kabalcı’da satışının, baskısının tükenmesi nedeniyle yapılmıyor, aklınızda olsun.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s