04.06.2010

4 Haziran 2010 10:58, Cuma
Konu:
bugün cumaaaa…!

Merhaba,

Herkese keyifli ve neşeli bir haftasonu diliyorum,

“Meme Kanserli Kadının Farklılığı” konulu panelde dinleyicilerden biri, hastaların bu olayla baş etme stratejilerini sorduğunda Ülgen Okyayuz, her şeyden daha çok önemli olanın, hasta için, gerçeği bilmek olduğunu ama daha da önemli olanın bunu hastaya söyleme biçimi olduğunu ifade ederek Hüsnü Göksel’in hastasına kanser olduğunu nasıl söylediğini anlattı.

Hüsnü Göksel, hastasına, fırtınalı bir denizde iki kürekli sandalda onunla birlikte olduklarını ve eğer sadece tek küreği kendisi kullanırsa oldukları yerde dönüp duracaklarını, ama birlikte kürek çekerlerse uzaklardan ışıkları görünen sahile ulaşma ümitleri olacağını söylermiş.

Salondaki herkes gibi ben de hem Hüsnü Göksel Hoca’nın modern tıptaki eşitsiz hekim-hasta ilişkisinin karşısına eşitlerin ilişkisini koymasından hem de metaforun gücünden çok etkilendim.

Kaynak : Serpil Aygün Cengiz

Dr. Göksel’in normal cerrahların aksine çok iyi bir patoloji bilgisi vardı. O’nun cerrahi eğitiminden önce 1 yıla yakın zaman patoloji eğitimi almasında Dr. Haagensen ile yapmış olduğu görüşme etkili olmuştur.

Sabaha karşı saat 5’te kendisini kabul eden Dr. Haagensen, Dr. Göksel’in meme onkoloğu olmak istediğini öğrendikten sonra pencereyi açmış, ona sokakta yerleri süpüren çöpçüyü göstererek:

“Ben şu çöpçüden bile meme onkoloğu yaparım ama sen işinde en iyi olmak istiyorsan önce bu işin patolojisini bilmen gerekir” demiş.

Çünkü O’na göre cerrah üzerinde çalıştığı konunun patolojisini bilmezse, yalnızca bir “teknisyen” olmaktan kurtulamazdı.

“Bir cerrah yaptığı değil, yapmadığı ameliyatlarla övünmelidir.”

Bu Alman atasözünü cerrahi uygulamalarında bir ilke olarak benimsemiştir. Bu doğrultuda ameliyat alanını sınırlarını daraltmak için cerrah patolog olarak yoğun çalışmalar sonucunda, tıpta bu yönde gelişmelere yol açmıştır.

“Korkuyu yenme, korkudan kurtulma özgürlüğü, özgürlüklerin en önemlisidir. İnsanın insanca yaşayabilmesi de buna bağlıdır”

Hüsnü A Göksel

“Akıl tökezlerse ortaya kısa boylu insanlar çıkar”

Hegel.

Bu bağlamda Hüsnü Göksel

“Eğer devlet ve devlet adamları, nedenleri ve bu nedenlerin getireceği sonuçlar, önceden kestirilebilir, onlara egemen olabilir, onları önemli bir çizgiye yönlendirebilirler ise değişim ve gelişimlerde olumlu nitelikte olur. Aklın tökezlediği bir dönemin kalın sis perdesi içinde, olayların peşine takılan olayların dümen suyunda çırpınan devlet ve devlet adamları ile olumlu bir değişim beklenemez, sağlanamaz elbet”

diyor.

Kaynak : Gülçin Çaylıgil, Göksel’in Emeklilik törenindeki konuşması, Çankaya Sineması, 1984

Yaşamaya Dair

Yaşamak şakaya gelmez
Büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
Bir sincap gibi mesela
Yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiç bir şey
Beklemeden, yani, bütün işin gücün yaşamak olacak

Yaşamayı ciddiye alacaksın,
Yani, o derece, öylesine ki,
Mesela kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
Yahut, kocaman gözlüklerin,
Bembeyaz gömleğinle bir labarotuarda,
İnsanlar için ölebileceksin,
Hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
Hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
Hem de en güzel, en gerçek şeyin,
Yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
Yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
Hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil
Ölmekten korktuğun halde, ölüme inanmadığın için,

Yaşamak yani, ağır bastığından.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s