06.07.2007

6 Temmuz 2007 15:52, Cuma
Konu:
bugün cumaaaa…!

Merhaba,
Herkese keyifli ve neşeli bir haftasonu diliyorum,

BİR ANI

İş hayatımda Amerikalı bir heyetle yaptığım iş pazarlığı sırasında yaşadığım bir anımı size aktarmak istedim. Bu tecrübemi hiç unutamam.

1995 yılında, çok uluslu Amerikan kökenli bir firma ile yapılan pazarlıklar on iki ay sürmüştü.

Her iki taraf da artık pazarlığın sona ermesini istiyordu. Bütün sorunlar çözülmüştü. Ancak, arada bir milyon dolarlık bir fiyat farkı kalmıştı.

Toplam bedel içinde, bir milyon dolar çok önemli bir rakam teşkil etmiyordu. Ancak nede olsa bir milyon dolar yinede bir milyon dolardı. Bu nedenle pazarlık uzayıp gidiyordu. Yaklaşık iki saat süren pazarlık sonunda, her iki taraf da yumuşamıştı. Ancak bir türlü kimin dediğinden dönüp taviz vermesi gerektiğine karar verilemiyordu. Her iki taraf da bu fedakarlığı diğerinden bekliyordu.

En sonunda Amerikalı şirketin başkanının aklına bir çözüm yolu geldi. Oturduğu yerden ayağa kalktı. Bize dönüp

“Yazı tura atmayı teklif ediyorum! Yazı gelirse biz kazanırız, tura gelirse siz!”

şaşırmıştık. Amerikan başkanının yaptığı teklif işi bitirmek için çok uygun bir yöntemdi. Öneriyi kabul ettik. Bir milyon dolar için yazı tura atıldı. “Tura” geldi. Biz kazandık. Pazarlık sona erdi. Hepimiz on iki ayın pazarlık stresini, kahkahalar ile bu olay ile unuttuk.

Üç sene sonra, kocaman projeyi sonuçlandırmak maksadıyla bir milyon dolar için yazı tura atıldığını düşündükçe hala kendimi tutamayıp gülüyorum.

Pazarlık süresince vermeyi düşündüğünüz tavizleri çok güç bir şekilde verdiğinizi karşı tarafa hissettirmek önemli bir pazarlık taktiği diye düşünüyorum.

Başer Kimya – Mehmet Başer

“DEPLESÜMAN KIYAFETU”

Bundan 30 yıl önce, Anadolu bayilerini ziyaret ediyoruz. Karadeniz’de dört kardeşin aynı dükkanda bulunduğu bir müşterimizdeyiz. Hangi konuyu açsak bir uzlaşma zemini bulamıyoruz. Ticari konuları bırakıp, sosyal, siyasi, spor gibi günlük yaşamın gündemini teşkil eden olayların tartışmasını ortaya getiriyoruz. Her konuda iki kardeş bizden yana, ikisi muhalif.

Bir türlü dördü biraraya gelemiyorlar.Ortam biraz ısındıktan sonra esprili bir şekilde uzlaşabildikleri bir konu olup olmadığını soruyoruz. Cevap enteresan ve tek. Hepsi bana dönüyor, biraz utangaç, biraz sempatik bir tavırla bana soruyorlar: “Ağabey sen uzaylımısın?” Bu şekilde sormalarının nedeni, benim o tarihlerde saçlarımın uzunluğu, İspanyol paçalı pantolon giymem.

Aradan iki yıl geçiyor. Bu kardeşlerden biri İstanbul’da dükkan açıyor. Biz de ziyaretine gidiyoruz. İçeri girdiğimiz anda gülmeye başlıyoruz. Bizim Karadenizli kardeşimiz hayretle bakıp, soruyor. Siz delirdiniz mi? Bizim gülüşmelerimiz devam ediyor ve soruyoruz. “Yahu sen ne zaman uzaylı oldun?” çünkü saçları benden daha uzun, pantalon paçaları benimkimden en az beş santim daha bol. Karedenizli kardeşimizin cevabı süper:

“Kemal Ağabeycuğum. Ne güleysun. Bu da bizum deplesüman kıyafetumuzdur daa!”

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s