28.10.2011

28 Ekim 2011 12:41, Cuma
Konu:
bugün cumaaa…!

Merhaba,
Herkesin Cumhuriyet Bayramını kutluyorum.

Bu hafta 1980’lerde doğuda yaptıkları lepra taramalardaki anılarının yer aldığı “Yer Gök Dört Duvar” kitabından Van- Bahçesaray(Müküs) ait bir alıntı var;

Türkan Hoca, bu lepra tarama projesinden ve on kişilik de bir öğrenci grubu götürmek istediğinden söz etti. Ayrıca hekim ve hemşireler de olacaktı, gruplar halinde çalışacaktık. …. Ben Türkan Hoca’nın bu projeye tıp öğrencilerini de katmasını çok önemli buluyorum. O zaman bunu neredeyse doğal karşıladığımı söylemeliyim. Ama bugün geriye dönüp bakınca, böyle bir projeye öğrencileri de katma fikrinin ne kadar büyük bir cesaret gerektirdiğini daha iyi görüyorum.

Bir de Türkan Hoca’nın şu sözlerini unutmuyorum: “Bak Serhan,” dedi,

ben bir ilan asıp da ilgili öğrenciler başvursun ya da en yüksek ortalamalı öğrenciler gelsin demek istemiyorum. Bu gerçekten gönüllü olarak yapılabilecek bir iş ve çok zorluklarla da karşılaşabiliriz. Birbiriyle anlaşabilecek, orada sorun çıkarmayacak bir grup olması çok önemli. Sen arkadaşlarını tanıyorsun, buna göre öğrencilerden bir grup yapın.

Ben bu yaklaşımı da, yine bugün olduğum yerden bakınca, çok önemsiyorum.
Birincisi, bana ciddi bir sorumluluk verdi ve güvendi. Biz de grubu gerçekten titizlikle oluşturduk. İlginç olan, grubu oluşturanların hepsinin önceden çok yakın arkadaş olmamasıydı. Ama dönüşte, daha sonra yıllarca sürecek bir dostluğun gerçekten sağlam temelleri atılmıştı.

İkincisi, ‘orada sorun çıkarmayacak’ tarifiydi. Gerçekten de asıl olan projeydi ve hepimiz bunun için ordaydık. Bir tek Erol bizden iki küçük sınıftandı. Ama onu da çeşitli kol faaliyetlerinden yakından tanıyorduk ve gelmesini biz de çok istiyorduk, kendisi de.

Sonuç olarak grubu oluşturduk. Ben, Güher, Yeşim, Talat, Salih, Kaspar, Murat, Altan, Erol, Ari. Grubu oluşturduktan sonraki ilk işimiz Türkan Hoca’yla toplanmak oldu. O bir kez daha bize bu projenin mahiyetini anlattı. Bahçesaray köylerine lepra taraması için gidecek ve gruplara ayrılarak köyleri tek tek dolaşacak, herkesi sağlık taramasından geçirecektik. Sağlık taraması diyorum, çünkü öncelik lepra bulgularında olmakla birlikte, oraya hekim olarak gidiyorduk ve bu arada başka hastalıklarla da karşılaşabilirdik.

1990 ya da 1991 yazıydı. Van’da yaptığımız lepra sağlık taramasının üzerinden altı yedi yıl geçmiş demek ki. İstanbul Tıp Fakültesi Nöroşirürji Kliniği’nin o geceki nöbetçi şefiydim. Akşam saatlerinde inşaattan düşmüş bir işçinin acile getirildiğini bildirdiler. Yeni yaılmakta olan bir binanın tepesinden düşmüş, her zaman olduğu gibi birkaç hastane dolaştıktan sonra Gureba Hastanesi’ne yani gariplerin hastanesine, bizim için İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi, halk içinse Çapa’ya gelmişti. Bizim hastanenin en sevdiğim, en çok da çektiğim yönüdür. Hasta reddetmeyiz, hele de acil hastayı asla. Bunu da ilginç bir şekilde bütün Türkiye bilir.

Erzurum’dan yola çıkıp Ankara dahil aradaki şehirleri atlayıp gece vakti yük indirir gibi acile indirilen hastalar hatırlarım. Sonuçta Orhan Burta, yani inşaattan düşen genç birkaç saat gecikmeyle de olsa “Çapa”ya ulaşmıştı. Hastaya baktım; toz toprak içinde, Türkçeyi doğru dürüst konuşamayan biriydi ve geçirdiği travma sonucu bacaklarını oynatamıyordu. Bel omurlarından biri kırılmış, sinirlerine baskı yapıyordu. Paraplejik olmasına yani bacaklarını hiç oynatamamasına rağmen, bacaklarının arka iç kısmında küçük bir alanda duyusunun korunmuş olması ve bazı başka nörolojik bulgular bizde, acele edersek bu genci kurtaracağımız umudunu uyandırmıştı. Arkadaşlarım ameliyat hazırlıklarına başlarken ben de hastayla biraz konuşmak istedim.

İlk soru, “Memleket neresi?”ydi. Cevap Van olunca, “Neresinden?” geldi arkasından. Bahçesaray deyince de;
— Müküs yani.

Bacakları tutmayan hastanın gözleri parlamıştı. Sonraki soru, “Hangi köydensin?”di. Ardından da şimdi hatırlayamadığım ama o zaman adlı adınca saydığım mezralardan hangisinden olduğunu sordum.

Orhan Burta ameliyat oldu. Uzun ve sıkıntılı geçirdiği bir yılın sonunda tamamen iyileşti. O gece, hele önceden götürüldüğü hastanelerde yüzüne bile bakılmamışken, ülkenin ta öbür ucundaki kasabasının, köyünün, hatta mezrasının adını bilen bir doktorla karşılaşması Orhan Burta’yı iyileşeceğine inandırmıştı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s