08.12.2006

8 Aralık 2006 09:15, Cuma
Konu:
bugün cumaaaa…!

Günaydın,
Herkese keyifli ve neşeli bir haftasonu diliyorum,

ZÜMRÜD-Ü ANKA KUŞU

Doğu ülkelerinin masallarında sıkça rastladığımız bu efsanevi kuş, yeniden yapılanmanın bir sembolü olarak hala aramızda bulunmaktadır. Bizlerin ninelerimizden, annelerimizden dinlediğimiz, kimimizin çocuklarına anlattığı tadına doyum olmayan masallardaki güzel kuş, gerçekten yaşadı mı bilemiyoruz. Bildiğimiz şudur ki binlerce yıldır hakkında anlatılanlar, onun bilmediğimiz bir tarihte insanlara en zor anlarda yardım etmesinde bir gerçeklik payı olduğudur. Ondan medet umulur, kahramanlar işlerinin en zor anında onu karşılarında bulur, asla hayır! cevabı almazlar.

Kendisi şu şekilde tarif edilir: Kanatları biraz altın, biraz kırmızı, vücudu mor renkte, görünüş olarak bir kartal büyüklüğünde. Belli zamanlarda ortaya çıkar, kendini gösterir, bu nedenle onun gelişini görenlerin içini büyük bir sevinç kaplar. Çünkü gelişi, yeni bir çağı, parlak bir geleceği, her anlamda yenilenmeyi müjdeler. Eskiler bilirlerdi ki, o küllerinden yeniden doğarak üç gün içinde tamamen kanatlı hale gelir ve genç bir kuş olurdu.

Filozof H.P.Blavatsky, İranlıların ona Roc (Simurg), Türklerin Kerkes, eski Mısırlıların Bennu adını verdiklerinden söz eder. Bunlar en yakın örnekler, benzer örnekler batıda da bilinir, ancak önemli olan dünya üzerinde tüm halkların ondan söz etmesi, bir zamanların harika kuşunun unutulmadığını ve masallarda yaşadığını anlatır. Tüm anlatımlarda dev bir kuştur, kahramanlar onun üzerine biner ve aşılamaz dağları geçerek çok uzak diyarlara giderler. Orada ya sevgililerini ya da kıymetli bir hazineyi bulurlar. Yaşadığı yer Kaf dağıdır, normal insan için bulunamaz olan bu dağ ve kuş bulmayı hak etmiş insanlara görünür. Anka kuşu kendisini bulana ya ölümsüzlüğü ya da aradığı en değerli hazineyi bulmakta yol gösterir, yardım eder.

Bu yardım sonucunda bir de bakarlar ki aradıkları şey dağların ötesinde değil, kendi içlerindedir. Anka kuşu, her sabah kendi külünden doğarak maddi dünyada değişmeyen şeyin çok yakında, kendi içinde bulunduğunu anlatır.

Güneşin sembolü olarak her gece ölür, her sabah yeniden doğar, ölümsüzdür, daima yenilenir ve güçlenir. Hazinelerin mal mülkte değil, insanın kendisinin her gün yeniden doğmakta olan güneşle birlikte doğması, kendini yenilemesi, özündeki güçle her türlü zorluğun üstesinden gelmesinde olduğunu öğretir bize. Her sonun bir başlangıcı olduğunu, yeniden daha da güçlü doğma imkanının olduğunu anlatan bu kuşun enfes şarkısını dinleyip, onu örnek alacak olursak, hayat bize mucizelerin sadece masallarda olmadığını gösterecektir.

Kaldı ki, hayatın kendisi tamamıyla bir mucizedir, eskinin kaynaklarından yeniyi yaratmak gerçek bir mucizedir. İnsanın en ümitsiz anında toparlanıp dimdik ayağa kalkması için, imkansız görünen koşullarda bile, eğer yenilenme ve büyüme gücü kullanılırsa yeniden Anka kuşu gibi doğmak mümkündür. Yeter ki umut, inanç, özveri ve çaba olsun, çalışma olmadan ayağa kalkmak, küllerinden silkinmek mümkün değildir.

Günlük işlerimizde, geleceğe yönelik uzun ya da kısa vadeli planlarımızda, ümitsizliğe düştüğümüzde, yaşam koşullarının ağırlığı altında ezilmekte olduğumuzu hissettiğimizde, tarlaya tohum, bahçeye fidan, işimize alın teri ektiğimizde aklımıza Anka Kuşu gelsin. Onun gibi her şeyin bir yenilenme, değişme, gelişme ve büyüme içerisinde olduğunu bilerek, mucizevi bir şekilde yeniden doğarak hayata karşı şarkı söyleyelim…

Dr. Biyolog Gülsen ÇELİK hanıma teşekkürler

Öncülük

Mike Wickett

Yıllar önce bir benzin rafinerisinde büyük bir yangın çıktı. Alevler, yerden yüzlerce metre yükseğe ulaştı. Gökyüzü, kalın, siyah bir duman tabakasıyla kaplandı. Isı çok yoğundu, öyle yoğundu ki itfaiyeciler arabalarını bir blok öteye park edip yangınla mücadele için ısının azalmasını beklemek zorunda kaldılar. Ama yangın kontrolden çıkmak üzereydi.

Derken, birdenbire birkaç blok öteden bir itfaiye arabası son sürat geldi. Acı bir fren yapıp, yangın mahallinin ön kısmına yerleştirilmiş engele çarptı. İtfaiyeciler araçtan atlayıp alevlerle mücadele etmeye başladılar. Araçlarını bir blok öteye park etmiş olan bütün itfaiyeciler bunu gördüler ve araçlarına binip olay yerine gittiler. Onlar da yangınla mücadeleye başladılar. Ortak çabalar sonunda, yangını ancak kontrol altına alabildiler.

Bu ekip çalışmasını gören insanlar “O ilk itfaiye arabasını süren adam ne kadar da cesurdu! “ diye düşündüler. Ona işinde öncülük yaptığı ve cesareti nedeniyle özel bir ödül vermek istediler.

Törende belediye başkanı

“Gösterdiğiniz üstün cesaretten dolayı sizi ödüllendirmek istiyoruz. Büyük mal kaybını ve belki de can kaybını önlediniz. Sahip olmak istediğiniz özel bir şey varsa herhangi bir şey, bunu bize söyler misiniz?”

dedi.

İtfaiye görevlisi hiç duraksamadan cevap verdi:
“Evet efendim, yeni bir fren harika olurdu!”

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s