25.12.2009

25 Aralık 2009 15:29, Cuma
Konu:
bugün cumaaaa..!

Merhaba,
Herkese keyifli ve neşeli bir haftasonu diliyorum,

İnsanlara “dost kazanma ve insanları etkileme sanatı” öğreten insanla el sıkışıyorum. Seksenli yaşlarına gelmiş. Yüzünde “yaşanmışlık” göstergesi çizgiler, gözlerinde masum bir derinlik var. Nazik ve gülümseyen bir yüzle bakıyor insana.

Karşılamadan hemen sonra evinin balkonuna oturuyoruz ve bize eğitimcilere özgü, “öğretici sesi”yle başlıyor anlatmaya. Ben ve arkadaşım Fırat, saygılı ve meraklı gözlerle dinliyoruz onu.

Nasıl kişisel gelişimci oldu?
İlk iş olarak nasıl bu işlere girdiğini soruyorum.

TCDD’de kaynak mühendisi olarak çalışmaktadır. Bir gün kitaplarını okuyup çok etkilendiği Dale Carnegie’ye bir mektup yazar. Onun fikirlerini beğendiğini, Amerikadaki kurslarına katılmak istediğini, kendisine yardımcı olup olamayacağını sorar. Mektuptan etkilenen Carnegie ona eğitimi ücretsiz vermeyi kabul eder.

Nüvit hoca Amerika’da Carnegie’nin temel, gelişim ve uzmanlık eğitimlerini alarak, toplum önünde konuşma, dost kazanma ve insanları etkileme sanatı konusunda “eğitmen” olur. Bu mektubun tam içeriğini “insan mühendisliği” kitabında bulabilirsiniz!

Nüvit Osmay Amerika’dan Türkiye’ye dönünce, Dale Carnegie’nin seminer formatını Türkiye’ye göre düzenleyerek “Düşün Konuş Dinle Okulu” diye bir okul kurar. Mesleğine de “insan mühendisliği” der. İlk seminerini 1965 yılında halkevleri genel merkezinde açar.

Nüvit Osmay’ın Dale Carnegie’den sonra en çok hayran olduğu kişi tarihçi Hendrik Van Loon idi. Görüşmemizde bu tarihçinin Amerika’daki evini ziyaret ettiğini, hatta bir gece misafir kaldığını anlattı. Ünlü tarihçi Van Loon’un karısı ona Einstein’in de evlerine sık sık geldiğini, geldiğinde Nüvit hocanın misafir edildiği yerde kaldığını söylemiş.

Nüvit hoca o gece o evde çok özel duygular ve düşünceler yaşamış. Hatta anlatırken, Einstein’in oturduğu kanepeye oturmuş bir adamın karşımda olduğunu düşünmek, benim bile tüylerimi diken diken etmişti!

Nüvit hoca bu görüşmede 1970-1980 döneminde TÜBİTAK Bilim Teknik dergisinin editörlüğünü yaptığını, 15.000den aldığı dergi tirajını 95.000e nasıl çıkardığını da anlattı bana.

Nüvit hoca “metot” kavramına çok değer verirdi. Kitabında bu kelimeyi cümle içinde geçse bile büyük harfle yazardı! Sık sık “21. yüzyılın en büyük icadı, icat etmenin metotlarının icad edilmesidir” diyordu.

Ona göre geri kalmamız, geri kafalılığımızdan değil, metotlu düşünme ve metotlu çalışma becerimizin olmamasındandı. O mühendislik metotları kadar “sosyal metotlar” üzerine de çalışmak gerektiğini savunuyordu.

Benim Nüvit hocadan aldığım en büyük derslerden biri “bu dünyada bütün kötü/yanlış fikirleri ortadan kaldırmaya muktedir olsaydık, dünyada iyi yada kötü hiçbir fikir kalmazdı!” düşüncesidir. İlginçtir ben Nüvit Osmay’dan kişisel gelişim tekniklerinden daha çok hoşgörülü olmayı ve demokratik düşünmeyi öğrendim.

Nüvit hocaya göre taassubun yani bağnazlığın 4 türü vardı. Her fırsatta bunları sayardı:

      1. Cehaletten doğan bağnazlık
      2. Menfaatten doğan bağnazlık.
      3. Alışkanlıktan doğan bağnazlık.
    4. Korkudan doğan bağnazlık.

Seminerlerinin ve hayatının sloganı “bir şey yap, bir şey sev, bir şey bekle” idi.

Kaynak: Mümin Sekman
Nüvit Osmay’ın İnsan Mühendisliği adlı kitabınden Kendimizden Daha Zeki İnsanlarla Çalışma Sanatı

— o —

Hikayeyi çok kişi bilir, fakat tekrarında her zaman fayda vardır ve düşündürücüdür:

Dördüncü Murat devrinde padişah rakı içilmesini yasak etmiştir ve içenler hakkında da çok sıkı kovuşturma yaptırmaktadır.Zamanın Şeyhülislamını çekemeyen yüksek rütbeli bir zat bir gün padişaha, Şeyhülislam efendinin bu yasağa uymadığını gammazlayıvermiş.

Dördüncü Murat da öfkelenerek güvendiği mabeyincilerinden birini akşama doğru ansızın Şeyhülislamın evine yollamış.Saraydan gelen bu misafire çubuk ve kahve ikram edildikten ve oradan buradan konuşulmaya başlandıktan sonra birdenbire misafir odasının kapısı açılmış ve elinde gümüşten rakı tepsisi ile arap uşak görünmüş. Mabeyincinin Şeyhülislamla beraber olduğunun farkına varan uşak hiç bozmadan:

– “Ben zat-ı alilerrine bizim ahçıbaşının gizlice rakı içtiğini söylemiştim, ama siz inanmamıştınız. İşte tepsini getirdim ki, sözlerimin doğru olduğunu göresiniz.”

NOT: Hikayenin tamamı 29 Ocak 2010 tarihli bugün cumaaaa..!‘da

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s