04.10.2013

4 Ekim 2013 15:29, Cuma
Konu:
bugün cumaaaa…!

Merhaba,
Herkese keyifli ve neşeli bir haftasonu diliyorum.

Bugün 4 Ekim Dünya Hayvanları Hakları Günü

Doğanın da hayvanların da ne çıkarlarını savunacak ‘sendikaları’, ne haklarını savunacak ‘avukatları’, ne de ‘oy hakları’ var.

İsmail Okur’un “SOKAK KÖPEKLERİ VE KEDİLERİ” FOTOĞRAF YARIŞMASI’nda 3.lük ödülü ödül alan fotoğrafı

İsmail Okur, “SOKAK KÖPEKLERİ VE KEDİLERİ” FOTOĞRAF YARIŞMASI’nda 3.lük ödülü

Prof . Dr. Sevin Atasoy’un 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nda hayvana yapılan insanlık dışı ve doğasına aykırı fiillerin çoğu zaman toplumda infial yaratmasına rağmen sadece “kabahat” kapsamında kalması yerine; bu fiillerin doğrudan ‘Türk Ceza Kanunu’ kapsamında “suç” olarak cezalandırılması hususundaki bilimsel görüşleri;

1980’lerin başıydı. Elizabeth Deviney, Jeffrey Dickert ve Randall Lockwood, çocuk istismarının görüldüğü 57 aileyi inceleyen çalışmalarını yayınladılar ve dünya ilk kez, çocuk istismarı ile hayvana kötü davranış arasında bir ilişki olduğunu öğrendi. Ailelerin yüzde 88’inde, çocuğun yanı sıra bir hayvan da istismar edilmiş ve her dört hayvandan üçü, çocuğu disipline etmek ve gözdağı vermek üzere yaralanmış ya da öldürülmüştü. Hayvana şiddet gösteren ebeveyn, çocuğa da şiddet göstermişti ve bu kişi, genellikle babaydı. Kalan her dört hayvandan birini yaralayan ya da öldüren, istismar edilen çocuğun kendisiydi ve acısı ile aczini hayvanlara yansıtmaktaydı.

İzleyen yıllarda, hayvana kötü davranış ile aile içi şiddet arasında ilişki kuran pek çok çalışma yayınlandı. Örneğin Yale Üniversitesi’nden antropolog David Levinson’un çok ilginç bir yorumu vardır, farklı kültürlerde aile içi şiddeti inceleyen ünlü kitabında, hayvanlara kötü davranan toplumlardaki kadınların, eşleri tarafından daha fazla şiddete maruz kaldığını ve öldürülme riski taşıdıklarını kanıtladı. Yani bir anlamda eğer aile içi şiddetten bahsediyorsak bu aile içi şiddetin ciddi biçimde hayvanlara kötü davranan insanlar tarafından gösterildiğini de aklımızda tutmamız gerekiyor.

Öte yandan 1981’de rahibe Pauline ile Washington Eyalet Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dekanı Dr. Leo Bustad’ın “Her mahkûma bir köpek” sloganı ile başlattıkları rehabilitasyon programı çerçevesinde, tahliyelerine iki yıl kalmış 700 mahkûma, bakımından sorumlu olmak ve özürlülere yardımcı olacak şekilde eğitmek üzere sahipsiz birer yavru köpek verilmesi ve aradan geçen 20 yıl içinde bu mahkûmlardan hiçbirinin yeniden suç işlememesi, insanın, gerçek bir “insan” olması için hayvanla arasındaki ilişkisinin ne kadar önemli olduğunu gösterir. (Köpek eğitim programları halen birçok cezaevinde uygulanıyor, sertifikalandırılan mahkûmlar, tahliye sonrası köpek eğitimcilerinin ya da veterinerlerin yanına yardımcı teknisyen olarak yerleştiriliyor.)

2000’lere gelindiğinde, “hayvana şiddet olan yerde, insana şiddet vardır” noktasına varıldı ve suçla mücadelenin ilk basamağının, hayvanlara yönelik ihmal, istismar ve her türlü şiddetin durdurulması olduğunda karar kılındı.

Konuya bu çerçeveden bakıldığında, hayvan fena muamele ile mücadelenin, sadeece bir “Hayvan Hakkı” meselesi olmdığı açık ve nettir. Hayvana fena muamelenin her türlü olanakla önünün kesilmesi ve caydırılması, toplumumuzda giderek artmakta ve evvelce görülmemiş biçimlerde ortaya çıkan şiddetle mücadelenin vazgeçilmez bir unsurudur. Bu nedenle hayavana yönelik fena davranışların, Kabahatler Kanunu kapsamında mütalaa edilmesinin yeterli olmadığını; caydırıcı olması, tekrarlanmaması ve insana yönelmemesi için Ceza Kanunu’muz kapsamına alınması gerektiğine inanmaktayım.

‘Hayvan deneylerinden’ elde edilen bulguların tıptaki gelişmede hiçbir payının olmadığı artık görülmüştür. Tıp alanındaki önemli gelişmelerin büyük kısmı hayvan deneylerinden bağımsız buluşlar sayesinde gerçekleşmiştir. Mesela; anestezi, stetoskop, morfin, radyum, penisilin, yapay solunum, röntgen ışını, antiseptikler, CAT, MRI ve PET taramaları; bakteriyoloji ve mikrop/bakteri (germ theory) çalışmaları; kolesterol ile kalp hastalığı, sigara ile kanser arasındaki bağın keşfi; HIV virüsünün saptanması vb. Hayvan deneyleri bu ve benzeri gelişmelerde hiçbir rol oynamamıştır”

Yalçın Ergündoğan

“İnsanların güzel olmak için kürke ihtiyacı yok ama, yine de kürk tüketimi için yetiştirilen ya da avlanan hayvanların çektiği acıları bilmesi ve ona göre davranması gerek. Örneğin, ‘kürkleri için avlanan’ hayvanlar tuzaklara yakalandıklarında o kadar acı çekiyor ki; kendi bacaklarını ‘ısırıp kopararak’ kaçmaya çalışıyorlar…”

Yalçın Ergündoğan

Kaynak : HAYTAP sitesi yazının tamamına buradan erişebilirsiniz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s