25.12.2015

25 Aralık 2015 14:28, Cuma
Konu:
bugün cumaaaa…! — MUTLU YILLAR

Merhaba,
Herkese keyifli ve neşeli bir haftasonu diliyorum.
Her sene olduğu gibi Yeni Yıl Dilekleri bu senenin son “bugün cumaaaa” mailinde.

Geçen sene, zamanın akışını anlatan Masalların Masalı bir şiir vardı; bu sene Bilge Karasu‘nun masal kitabı olan Göçmüş Kediler Bahçesi‘nden bir masal ile Melih Cevdet Anday‘dan bir şiir var.

Kitaba adını veren masal 13 parçaya ayrılarak diğer masalların arasına serpiştirilmiştir. Birinci masal Melih Cevdet Anday’dan bir epigrafla (“Denizim ben batık aşklarla dolu”[1]) başlar. Yazar 1968’den 1969’a geçerken masalların bir saat tablası oluştururcasına sıralanmasını, hava karadıkça masalların da karamsarlaşacağını tasarladığını anlatır.

‘Ama geceyarısına ulaşıldığında yeni bir günün umudu sızabilirdi bu karanlığın içine.

Öbür masallar, mutluluğa, umuda yer vermeyecek bile olsalar, on ikinci masal içinde umut taşımalı, umut barındırmalı

diye karar verdim’ der.

Masalın da Yırtılıverdiği Yer adındaki Geceyarısının Masalı’ndan bir bölüm (sf 212-213):

‘Kedilere benzeyebilseydik keşke. Öyle diyesim geliyor sık sık, bu son yıllarda. Yaşadıkları anın iyicene farkındalar gibi. Bir şey bekliyorlarsa bir deliğin başında, onları oyalayıp oradan uzaklaştırmak pek güç. Bildikleri bir yerde bildikleri bir iş görülürken, her gün seyrettikleri, kendilerince katıldıkları (anlayamadığımız, bakarak da bir işe katılınabilirliğidir) o işe sanki ilk kez bakacaklarmış gibi, uyuklamakta oldukları yerden kalkmağa üşenmeden gidip seyrederler yapılanları… Uykularının hangi katındalarsa, o katın uykusunu yaşarlar.

Bizlerse, uydurduğumuz bir zamanla övünürken, her işimizi, her sözümüzü o zamanın akışı içinde ötede, ileride, gelecekte varılacak, bir noktaya varmak üzere yapılıyor ya da söyleniyor görürken, yapmakta, söylemekte olduğumuz şeyi unutuveriyoruz. Bir ereğe yönelerek, bir erkek düşüne kapılarak giderken, sonraları -biz göçtükten sonra- yaşamımız, daha da ileri vararak, YAZGIMIZ adı verilecek bir dizi anın her birinin biricikliğini, değiştirilemezliğini, yerine konmazlığını şuncacık olsun farketmiyoruz. (Bu yaşamın bölük pörçük birkaç anısı bir iki yakınımızın belleğinde kalabilir ya, bunların bir süreklilik, bir anlamlılık taşımış olabileceklerini bilecek tek kişi -kendimiz- yokluğa karışmış gitmiştir artık). “Farketmiyoruz” dedim, meğer ki gerçekten sonumuza yaklaşmış olalım. Yanılmıyorsam, kimimiz (yolun oralarında) anlayıp öğreniyor kimi şeyi: Susup dinlemeği örneğin… Yaptığı, gördüğü, işittiği her şeyin ağırlığını bir yerlerinde duymağı; bir çocuk gülüşünün, bir güneş sızıntısının, bir gözyaşının avuçtaki yuvarlıklığını, ferahlatıcı serinliğini, sayısızlığını ya da sayıya gelmezliğini; mutluluğun, acıyı, sevinci art arda ayırım yapmaksızın yaşamak olabileceğini… Hele biraz yaşlanılmışsa, görülen, işitilen, tadılan her şeye, geçmiş yaşantıların da gelip desteklik, yastıklık edebileceğini…

Ama kedi sever gibi sevmemeliyiz sevdiklerimizi.’

Göçmüş Kediler Bahçesi,
Bilge Karasu

Bize Bağlı

Bu akşam da gönlümüzce bitmediyse gün
Suçun yarısı bizim yarısı günün
Sanki yapının tuğlası bizsek harcı o
Onun da iyi olması lazım
Onun da aklı kalbi namusu
Ya masmavi aydınlık ferah
Ya dikenli huzursuz bir uykusu
Gününü gün etmekten korkması lazım.

Bu akşam da gönlümüzce bitmediyse gün
Demek tümü bizim omuzlarımızda yükün
Gelin buna bir çare bulalım
Bunca olduğumuz gayrı yetmiyor
Yarın daha iyi adam olalım
Yarın daha sağlam daha akıllı
Yarın daha sevdalı daha haklı
Günün bize bağlı olduğunu bilelim.

Yanyana 1956,
Melih Cevdet Anday

[1] Göçebe Denizin Üstünde, “Ağulu Mantar”

14.09.2012

14 Eylül 2012 11:16, Cuma
Konu:
bugün cumaaaa…!

Merhaba,
Herkese keyifli ve neşeli bir haftasonu diliyorum.

Bir buçuk yıl önce (18 yıl oturduğum evden) taşınmam gerektiğinde kitaplarıma duyduğum öfkeyi yakınımdakiler hep gördü. “Hepsini satacağım!” diye haykırdım, söylendim günlerce. Bir iki “göstermelik” satış bile oldu. En az iki bin kitabımı satmağı tasarladım ya, bugüne dek bu satışın bir parçacığı bile gerçekleştirilmiş değil. Yıllardır “satacağım” deyişim, beceremeyişim, “mal“ımdan kopamayışım, alıcı çıksın diye beklerken alıcı çıktığında mızmızlanacağımı bilişim…

Çok başka bir düzeyde de tanıdığım bir duygu bu… Devamı

24.02.2012

24 Şubat 2012 12:12, Cuma
Konu:
bugün cumaaaaaa……!

Merhaba,
Herkese keyifli ve neşeli bir haftasonu diliyorum.

Hava durumunda haftasonu yağmur beklendiğini söylüyor, Bilge Karasu’nun dediği gibi Serendip yağmurunun bizlerin de tarlasına ara ara yağması dileğiyle…

Serendipli Üç Şehzade

Serendip (serendipitous) sözcüğü ilk kez yazar ve tarihçi Horace Walpole tarafından 18. yüzyılın ortalarında kullanılmıştır. Serendipity İngilizce bir kelime değil aslında… Kelimenin kökeni “Serendip”, Seylan’ın, yani şimdiki Sri Lanka’nın kadim adı. Sanskritçe Sinhaladvipa’nın (Sinhala adası) bozulmuşu. Zaten Fransızca karşılığı da ‘hasard heureux’. Talih ve tehlike aynı sözcükte buluşuyor. Bir işle uğraşırken, tümüyle kaza eseri başka bir şeyi keşfederseniz ve bu keşif önemli bir keşif olursa, şanslıysanız daha doğrusu, sizde bir serendipity vardır demek. Tek kelime olarak Türkçe karşılığı yok… “Mutlu tesadüf” denebilirse de bana daha ziyade “Neye niyet neye kısmet” deyimini çağrıştırıyor.

Serendipli Üç Şehzade masalına gelince, masal içinde 7 ayrı masal daha barındırıyor. Devamı